« Önceki |

18/11/2007

Tesbih

TESBİH

Sübhânellâh (Allah'ın tüm noksanlıklardan münezzeh olması)
Çoğunlukla namaz bitiminden sonra okunur. En çok çekilen tesbihlerdendir.

Sübhâne Rabbiyel Azîm (Yüce Rabbim! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim)
Namazda! rükû halindeyken söylenen bir tesbihtir.

Sübhâne Rabbiyel A'lâ (Ulu Rabbim! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim)
Namazda! secde halindeyken söylenen bir tesbihtir.

Elhamdülillâh (Allah'a hamd*şükürler olsun)
Yine çoğu zaman, namaz sonrası çekilen tesbihtir. Bunun dışında her yaptığınız işten sonra, yemeklerden sonra, can sıkıntısında, nefse üstünlük sağlamak için vs. gibi her türlü durumda Allah'a hamd etmek çok iyidir.

Allâhuekber (Allah en büyük olandır)
En önemli tesbihlerden biri olup namazda da anılır. Namaza başlarken, içindeyken ve bitirdikten sonra okunan bir tesbihtir. Allah'ın varlığının herşeyden yüce olması ve büyüklüğün yalnızca ona ait olmasıdır.

Lâilâheillallâh (Allahtan başka ilah yoktur)
Eski insanlar ve bu zamanki azınlık insanlar PUT denilen ve kendilerine faydası olmayan şeylere taparlardı. Bunun dışında Ay'a, Güneş'e, İneğe vs. gibi birçok yaratılmış varlığa tapanlar vardı (ve halen var olabilir). Bu tür inançların son derece yanlış ve cahillik olduğunu vurgulamak için "Lâilâheillallâh" tesbihi birebirdir.

Muhammedurrasulâllah (Muhammed Allah'ın Rasül'udur)
Bazı kimseler (haşa) Peygamber efendimiz Hz.Muhammed (S.A.V.) 'in Allah'tan gönderilen bir elçi olduğunu kabul etmiyor sihirbaz/büyücü diyorlardı. Allah katında sihirbazlık yoktur. Bir başka değişle Peygamber efendimizin kim olduğunu belirten bir tesbihtir. "Lâilâheillallâh" ile birlikte okunursa daha makbul olunur. Çünkü, ikisi birbirine bağlanması daha caizdir. "Lâilâheillallâh Muhammedurrasulâllah". Bu şekilde okunursa "Kelimei Tevhid" olur.

Kelimei Şahadet
Eşhedü en lâilâhe illâllâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasüluhu.
Ben şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilah(tapılacak,rab) yoktur ve yine şahitlik ederim ki, Muhammed (S.A.V.) onun kulu ve resulu(elçisi)dir. Müslümanlığın ilk ve daimi yapması gereken tesbih budur.

Esteğfirullâh (Allah çok bağışlayandır)
Yaratılmışların hiçbiri Allah kadar bağışlayıcı olamaz.

Esma'ul Hüsnâ (Allah'ın isimleri)
En güzel isimler Allah'ındır. Allah'ın isimlerini tesbih etmek,kendisini yüceltmek, onun en çok hoşuna gidenidir.

Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbul afve fe'fü annî
Anlamı : Yâ Rabbî ! Sen elbette affedicisin. Affetmeyi seversin. Beni de affeyle !
Namazlardan sonra en az 3 kere (çünkü duâların kısa olanı ve 3 defa tekrarlananı daha makbul olur. Peygamberimizin vedâ hutbesinde "Şahid ol Ya Rab!" zikrini 3 defa tekrarlaması gibi.), dua ederken bu tesbihde tekrarlanabilir veya hergün ders edinerek Rahmân 'dan af istenilebilir.

Allah, çok affeden ve affetmeyi sevendir. Kalpler, Allah'ı çok anmakla huzur bulur..

18/11/2007

Kurban

KURBAN

Kurban ne demektir?

Sözlükte yaklaşmak, Allâh’a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurbân, dinî bir terim olarak, ibâdet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. Kurban Bayramında kesilen kurbana udhiye, hacda kesilen kurbana ise hedy denir.

Kurban; Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına ermek niyetiyle kesilen hayvan demektir. Akıllı, hür, mukim ve dini ölçülere göre zengin sayılan mü'min, ilâhî rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını kesmekle hem Cenab-ı Hakka, hem de maddi durumlarının yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yardımda bulunarak halka yaklaşmaktadır.

Kurban, ibadet niyeti ile belirli zamanda, belirli nitelikleri taşıyan hayvanı, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak amacı ile kesmektir. Kurban kesmek, mali bir ibadettir. Allah'a bir şükran, bir teşekkür borcudur. Kurban kesen, Allah'a yaklaşmış, O'nun hoşnutluğunu kazanmış olur.

Kurban kesmek mal ile yapılan bir ibadettir ve vacibtir. Hicretin ikinci yılında emredilmiştir. Zenginlerin, kestikleri kurban etlerinden fakirleri yararlandırması, müslümanlar arasında sevgi ve kardeşlik duygularını güçlendirir. Varlıklı insanlarla birlikte yoksullar da sevinir. Kurbanla gelen bu sevinç toplumun huzur ve mutluluğunu arttırır. Sevgili peygamberimiz: «Kim (mal) genişliği bulur da kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın.» (et-Terğib ve't-Terhib, c.II, s.155) buyurarak kurban kesmenin zenginler için önemli bir görev olduğunu belirtmiştir.

Kurbanın dinî dayanağı nedir?

Kurbanın meşru kılınmış bir ibadet olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de deliller bulunmaktadır. Saffat Suresinde (37/107); Hz.İbrahim’in oğlu Hz.İsmail’in yerine bir kurbanın, Allâh tarafından kendilerine fidye (kurban) olarak verildiği açıkça bildirilmektedir. Ayrıca diğer bazı ayetlerde de kurban ibadeti ile ilgili nasslar mevcuttur:

“... kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allâh’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.”(Hacc 22/28)

“Her ümmet için, Allâh’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık…” (Hacc 22/34)

“Kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin için Allâh’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken kurban edeceğinizde üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yeyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.” “Onların etleri ve kanları asla Allah'a ulaşmaz. Allah'a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc 22/36;37)

Bu ayetlerde zikredilen hayvan kesiminin, et ihtiyacı temini için kesilen hayvanlar olmadığı, bunların ibadet amaçlı birer uygulama oldukları gayet açıktır. Et ve kanların Allâh’a ulaşamayacağının, asıl olanın ihlas ve takva olduğunun bizzat ayetin nazmında yer alması bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Hz. Peygamber (a.s.) de, kurbanı bir ibadet olarak kabul etmiş ve bizzat kendisi de kurban kesmiştir. Hz. Peygamber'in (a.s.), yedi deveyi kendi eliyle kurban olarak kestiğini, Medine'de ise, boynuzlu ve alacalı iki koyun kurban ettiğini Sahabeden Enes (r.a) rivayet etmektedir. (Buhârî, Hacc 117, 119; Müslim, Edâhî 17).

Sahih hadis kaynaklarında yer alan rivayetlerde, Hz. Peygamber (a.s.), Kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın boynuzu, tırnağı da dahil olmak üzere her şeyinin kişinin hayır hanesine yazılacağını ifade edip; bu ibadetin Allah rızası için yapılmasını tavsiye etmiştir. (Tirmizî, Edâhî 1; İbnu Mâce, Edâhî 3).

Kimler kurban kesmelidir?
Bu şartları taşıyan bir müslüman kurban kesmekle yükümlüdür.

1. Akıllı olmak : Aklı yerinde olmak.
2. Büluğ çağına ermiş olmak
3. Nisap miktarı mala sahip olmak : Dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına (80.18 gr. altın veya bu değerin karşılığında para, eşya vs.) sahip olmak.
4. Misafir olmamak.

Hangi Hayvanlar Kurban Edilir?
Hayvanlardan sadece koyun, keçi, sığır,manda ve deve kurban edilir. Bunlardan koyun ile keçi bir yaşını, sığır ve manda iki yaşını, deve beş yaşını bitirmiş olmalıdır. Ancak, koyun altı ayını tamamladığı halde bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olursa kurban edilebilir. Keçi için böyle bir durum yoktur, bir yaşını doldurması şarttır. Koyun ve keçi bir kişi için kurban olur. Sığır, manda ve deve birden yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Evla olan kişinin kurbanını kendisi kesmesidir. Ancak, kendi beceremezse başkasını vekil eder ve niyet edip kesilirken kurbanına bakar, şahit olur. Kurbanın eti üçe taksim edilir. Bir parçası kendi ailesine nafaka, ikinci parçası ahbab-ı yarana ziyafet, üçünçü parçası da fakirlere sadaka olarak verilir. Kurban derisi satılamaz. Evde seccade yapılabilir, ya da fakirlere veya hayır kurumlarına bağışlanabilir.

ÖNEMLİ NOT: KURBAN, ALLAH(cc)'IN ADI ANILARAK KESİLMELİDİR. ALLAH(cc)'IN ADI ANILMADAN KESİLEN KURBAN, KURBAN DEĞİLDİR, ETİ DE YENMEZ, HARAMDIR. BU HARAMLIK, KURBAN ETİNİN PİS OLDUĞUNDAN DEĞİL ŞERİATİN HÜKMÜ GEREĞİDİR.

18/11/2007

Zekat

ZEKAT

Zekat lügat deyiminde temizlik, bereket, çoğalma, güzel övgü manalarını taşır. Din deyiminde ise; "Bir malın belli bir mikdarını, belli bir zaman sonra hak sahibi olan bir kısım müslümanlara Yüce Allah'ın rızası için tamamen temlik etmek (mülkiyetine geçirmek) tir."

Zekat, kulların kulluk görevindeki sadakatlerine delalet eder. Bu yöndendir ki, zekata "sadaka"da denmiştir. Bununla beraber "sadaka" sözü, zekattan daha kapsamlı mana taşır. Vacibleri de, nafileleri de içine alır.

Zekat vermeye, "Tezkiye", zekat verene de "Müzekkî" denilir. Şahidler hakkında yapılan övgüye de "Tezkiye" dendiği bilinmektedir.

Zekat vermek farzdır. Peygamberimizin hicretlerinin ikinci yılında, oruçtan önce farz kılınmıştır. İslâmın şartlarından birini teşkil etmektedir. Belli miktarda bulunan nakid paraların ve ticaret mallarının üzerinden bir yıl geçince, zekatlarını geciktirmeden hemen vermek gerekir. Çünkü bu zekat mallarına yoksulların hakkı geçmiş oluyor. Artık bu hakkı özürsüz olarak geciktirmek caiz olmaz.

Diğer bir görüşe göre, zekatın verilmesi geciktirmeli olarak farzdır. Sene sonunda hemen verilmesi gerekmez. Zekat borcu olan kimse, bunu hayatta bulunduğu sürece ödeyebilir. Ödeyemeden ölürse, o zaman günahkar olur. Fakat doğru olan birinci görüştür.

Zekatın aşikare verilmesi daha faziletlidir. Çünkü bu şekilde verilmesi, başkalarına bir örnek olur ve teşvik yerine geçer. Kendisi hakkında, zekat vermiyor diye, kötü bir zannı da kaldırmış olur. Zekat bir farz olduğu için, bunun yerine getirilmesinde gösteriş olmaz. Nafile olarak verilen sadakalarda ise, durum böyle değildir. Bunların gizli verilmesi ve gösteriş yapılmasına engel olunması daha faziletlidir.

18/11/2007

Hac

HAC

Hac, lûgatta, saygı değer makamları ve diğer yerleri ziyaret kasdında bulunmaktır. Din deyiminde ise: "Arafat'da özel vaktinde bir mikdar durmaktan ve ondan sonra Kâbe-i Muazzama'yı usulü üzere tavaf ederek ziyaret yapmaktan ibarettir. Hac yapan kimseye Hâcc (Hacı) denir. Bunun çoğulu "Hüccac"dır.

Umre, lûgatta ziyaret manasınadır. Din deyiminde: "Kâbe-i Muazzama'yı tavaftan ve Safa ile Merve denilen iki yer arasında sa'y etmekten (koşar gibi gidip gelmekten) ibarettir. Bunun için belli bir zaman yoktur. Senenin her mevsiminde yapılabilir. Yalnız Arefe günü ile Kurban bayramının dört gününde yapılması
mekruhtur. Ramazan ayında yapılması mendubdur.

Umre, müekked bir sünnettir. Bunu yapan kimseye "Mutemir" denir. Farz olan hacca, Hacc-ı Ekber denildiği gibi, umreye de "Hacc-ı Asgar" denilir. Bununla beraber Arefe günü cumaya raslayan bir farz hacca da "Hacc-ı Ekber" denilmektedir.

(Umre, İmam Malik'e göre de bir müekked sünnettir. Fakat İmam Şafiî'ye göre, ömürde bir defa hemen yerine getirilmesi gerekmeyen bir farz-ı ayndır. Hanbelî'lere göre, hemen yerine getirilmesi gereken bir farzdır.)

18/11/2007

Oruç

ORUÇ

Oruç, İslâmın en önemli şartlarından birisidir. Allah-ü Teâla'nın yılda 1 ay oruç tutmamızı farz kılmıştır. Diğer zamanlarda (usüle ve zaman uygun olarak) oruç tutmak ise orucun kısımlarındandır.
Oruç, güneş doğmadan önceki imsak vaktinde başlar ve güneş batıncaya kadar devam eder. Oruçlu iken yemek, içmek ve cinsî münâsebette bulunmak yasaktır. Bu konulardaki ölçüleri, aşağıdaki maddelerden inceleyebilirsiniz.

imsak: Oruca başlama zamanı. (güneş doğmadan belirli vakit öncesi, sabah ezânından daha önce)
iftar: Orucu açma zamanı. (güneş battıktan sonra)
niyet: Tutacağınız orucu belirten bir sözdür. Niyet, imsak vaktinde veya daha önce yapılır. Ancak istisnâ durumlarda kuşluk vaktine kadar zaman verilmiştir. Daha sonrasında edilen niyet olmaz. Ramazan zamanı içerisinde başka bir oruç tutulmaz. Bunun için neye niyet ederseniz edin (Ramaz ayı içerisinde) Ramazan orucuna niyet etmiş olursunuz. Bu yüzden niyetler, yerli yerince ve zamanında yapılmalıdır.
keffâret: Orucu bozan ve keffâret gerektiren haller vardır. Bunlar aşağıda anlatılmaktadır. (Keffâret gerektirip) Bozulan orucun günü yerine, kazâ yapılması da şarttır. Eğer keffâret gereken bir şey yapılırsa ard-arda 60 gün oruç tutulması lâzımdır. Keffâret zamanı içerisinde 60 gün tamamlanmadan oruca ara verilirse, keffâret orucunun tekrar baştan tutulması gerekir.
kazâ: Tuttuğunuz orucun (bilmeyerek) bozulması ve kazâ gerektiren haller yapıldığında başka bir vakit bozulan orucun günü kadar oruç tutmaktır. Örneğin oruç tutamayacak kadar hastasınız, bu orucu başka zaman tutamadığınız gün kadar tutmalısınız. Eğer Ramazan orucunu tutuyorsanız ve 1 ay içerisinde örneğin 2 günlük kazâyı gerektiren halde bulundunuz. Bunun kazâsını, Ramazan ayından sonra 2 gün olarak tutmalısınız. Ancak Mekruh günlerinde oruç tutmamalısınız.


Oruç'un Farzları
1. Niyet etmek.
2. Niyetin ilk ve son vaktini beklemek.
3. Güneş batıncaya kadar orucu bozan şeylerden uzak durmak.

Oruç'un Kısımları
1. Farz Oruç: Ramazan orucu, kazâsı ve keffâreti
2. Vâcip Oruç: Adak orucu ve Nâfile orucun kazâsı
3. Sünnet Oruç: Muharrem ayının 9. ve 10. günü (Muharrem ayının 10.günü Aşûre günüdür.)
4. Mendûp Oruç: Her aydan tutulan 3 gün oruç. (Bu 3 gün Arabî ayın 13,14,15. günleri olması da menduptur.)
5. Mekruh Oruç: Sadece Aşûre gününde tutulan oruç ve Ramazan bayramı birinci günü, kurban bayramı 1,2,3 ve 4. günü oruç tutulması.
6. Nâfile Oruç: Yukarıdaki oruçlardan başka tutulan oruçlardır.

ORUCU BOZUP SÂDECE KAZÂ GEREKTİREN ŞEYLER
Eğer oruçlu iken aşağıdaki hallerden biri olursa, orucunuz bozulur. Bu orucu başka bir vakitte tekrar tutmanız şarttır.
1- Oruç hatırında iken boğaza birşeyin kaçması,
2- Ağıza veya buruna çektiği suyun boğaza kaçması,
3- Niyetin vakti geçip öğleden sonra niyet etmek.
4- Unuttarak yedikten sonra, orucu bozulmadığı halde herhangi birşeyi kasden yemek. (Yâni unutarak yemek,içmek orucu bozmaz. Ancak bozuldu diyerek kasten yemek,içmek hem o günkü orucu bozar, hemde kazâsını gerektirir.)
5- Ağzına giren kar veya yağmur suyunu yutmak.
6- İğne vurdurmak.
7- Burnuna ilâç çekmek.
8- Kulağına yağ akıtmak.
9- Şafak doğmadığını zannederek sahur yemek.
10- Güneş battığını zannederek iftar yapmak.
11- Kusmuğunu ağzından çıkarmayıp yutmak.
12- Başka birisiniz tükrünü yutmak.
13- Kendi tükrüğünü dışarı çıkarıp sonra yutmak.
14- Su veya yağ ile ıslanmış parmağını ayıp yerlerine sokması.
15- Dişi kanayıp kanı, tükrüğünden fazla veya tükrüğü kadar olduğu halde yutmak.
16- Ateş yakıp, dumanını boğazına kaçmak.

ORUCU BOZUP KAZÂ VE KEFFÂRET GEREKTİREN ŞEYLER
Eğer oruçlu iken aşağıdaki hallerden biri olursa, oruç bozulur ve keffâreti(cezâsı) gerekir. Bu orucu başka bir vakitte tekrar tutmalı ve keffâreti ise üst-üste 60 gün oruç tutarak ödenmelidir. Örneğin 40 gün üst-üste oruç tutulmuş, 41.günü tutulmamış ve 42.günü devam etmeye çalışılıyor. Bu şekilde yapılan keffâret olmaz. Tekrar 1.günden başlayarak 60 güne tamamlamalıdır. Ayrıca, buna birde tutamadığı günün orucu eklenir. 60 (keffaret) + 1 (tutulmayan oruç) = 61 gün
1- Bilerek yemen-içmek.
2- Bilerek cinsî münâsebette bulunmak.
3- Bilerek sigara içmek.
4- Orucunun eksik olduğunu zannedip (bilmeyerek yediği-içtiği zaman vs.) oruç bozuldu diye bilerek orucu bozmak. (yâni bilmeyerek yeyip-içtiyseniz, oruca devam etmelisiniz.)
5- Eşinin veya sevdiği bir kişinin tükrüğünü yutmak (dudak öpüşmesi veya bilerek başkasının tükrüğünü yutmak)

ORUÇLUYA MEKRUH OLAN ŞEYLER
Oruçlu iken yapılması hoş olmayan haller.
1- Birşeyi tatmak
2- Bir şey çiğnemek (sakız vs.)
3- Öpmek.
4- Kişinin eşiyle sarılması ve kucaklaşması.
5- Tükrüğü ağızda biriktirip yutmak.
6- Kan aldırmak.

ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER
Oruçlu olan kişi kendine dikkat etmeli. Ağzına ve uvzularına sahip çıkmalıdır. Ancak unutma ve diğer ufak haller olursa oruç bozulmaz. İşte orucu bozmayan haller.
1- Unutarak yemek, içmek ve cinsî münâsebette bulunmak.
2- Durup duruken (bilerek veya müdehale ederek değil) meni gelmesi.
3- Uyurken meni gelmesi.
4- Delirmiş olarak sabahlamak.
5- Ağza gelen balgamı veya burundan gelen akıntıyı yutmak. (Yine de dikkat edilmeli, akıntı geldi diye hemen yutmak uygun değildir.)
6- Kulağa su kaçması.
7- Dişleri arasında kalan nohuttan küçük bir şeyi yemek.
8- Kusmak. (Elinde olmayarak da olsa çok kusmak orucu bozmaz, ancak ORUCU BOZUP SÂDECE KAZÂ GEREKTİREN ŞEYLER 11.maddesi gözönünde bulundurulmalıdır.)
9- Sürme çekmek.
10- Göze ilaç damlatmak.

SADAKA-I FITIR (Fıtır Sadakası)
Ramazan ayında verilmesi
vâcip olan bir sadakadır.
Vâcip olmasının vakti, Ramazan bayramı günü tan yerinin ağrımasıyla, bayram namazından çıkma zamanına kadardır. Vaktinden önce ve Ramazan ayı içerisinde vermek de
câiz 'dir.

18/11/2007

NAMAZ

NAMAZ

Kâfirler ile mü'minler arasındaki en önemli fark namaz kılmaktır. Namaz kılmak kâfirlerden ayrılmaktır. Bu konu ile ilgili Hadîs-i Şerif'te mevcuttur. Namaz kılan kişinin imânı daimi tazelenir. Ancak devamlı ve gereği gibi kılmak farzdır.

Namazı aklı-başı yerinde olan herkes kılmalıdır. Eğer ayağı sakat ise oturarak, elleri sakat ise kafasıyla, bedeni zorlanıyorsa gözleri ile namaz kılmak gerekir. Kabir'e girdiğimiz zaman ilk namazdan hesaba çekileceğiz. Eğer bir kimse dünya hayatında her türlü hayırlı iş yapsın ancak namaz kılmaya dursun, o kişi cennetlik dahi olsa, kılmadığı vakitler için azap görür. Başka bir deyişle namaz kılınmayan her vakit ahiret yılıyla (ya da dünya yılıyla) binlerce sene azap gerektiren günah olarak yazılır. Dikkat ediniz ki sadece bir vakit için. Şöyle bir hesap yapın kendinizce 1 gün namaz kılınmazsa, 5 vakit namaz terk ediliyor ve belkide yüzbinlerce yıllık günah yükleniyor kişiye. Bu yüzden imkânımız varken olabildiğince namaz ibâdetine çok dikkat etmeli ve sıkı sıkı sarılmalıyızki yüce yaratana hamd etmiş olalım. Yalnız burada dikkat etmemiz gereken bir olay var. Namaz ihlaslı (samimiyetle), Allah'ın rızâsını kazanmak için kılınmalıdır. Azabın şiddetleri "emrin yerine getirilmemesi" yüzündendir.

Konuyla İlgili Bazı Hadis-i Şerifler:

İman ile küfür arasındaki fark, Namazı kılıp kılmamaktır. [Tirmizi]

Duâ rahmetin, abdest namazın, namaz Cennetin anahtarıdır. [Abdullah İbn. Abbas]

Dinde namazın yeri, vücutta başın yeri gibidir. [Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, 1/61]

İslamın alameti namazdır. Kim ki gönlünü namaza vererek, vakitlerini, sünnetlerini gözeterek namazı eda ederse o mümindir. [Fezâil Amâl]

Mazeretsiz ve kasden namaz kılmayanın adını ALLAH C.C. cehenneme gireceklerden biri olarak cehennemin kapısına yazar. [Ebû Nuaym]

Kul namaza durduğunda, bütün günahları getirilir.Başı ve omuzları üzerine konulur. Rüku ve secdeye gittikçe dökülür, o insandan ayrılır. [Taberani]

Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez. [Taberani]

Bir mümin namaz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile arasında bulunan perdeler kalkar. Bu hâl namaz bitinceye kadar devam eder.

Riyâzüs Sâlihîn'de zikredilen sahih bir hadis:

Peygamber Efendimiz(s.a.v) Cebrâil (a.s.)'la giderken birisinin ötekisinin başına kocaman bir kayayı pat diye vurup, kafasını ezip parçaladığını görüyor. Parçaları yerlere saçılıyor. Fakat Allah(c.c.)'tan tekrar kafası bir araya geliyor... Tekrar vuruyor, tekrar parçalıyor... Tekrar bir araya geliyor, tekrar parçalıyor... Tabii, bu bir azab...
Soruyor:

- Yâ Cebrâil kardeşim, bu adam buna niçin böyle vuruyor? Bunun sebebi nedir, ne suçu var bu vurulanın?

O zaman Cebrâil(a.s.) buyuruyor ki:
- Yâ Rasûlallah! Bu adam bu aklıyla dünyada iken duydu, öğrendi namaz kılmanın farz olduğunu; fakat kılmadı. Onun için böyle kafasına kafasına vuruluyor." dedi.


Bakınız ki ahirette başımıza kakılıyor. Onun kafasına öyle vuruyor ki kafa parçalanıyor ve toplanıyor ve bir daha vuruluyor. Allah(c.c) bir azab verdim mi daha nicelerini de farklı yöntemlerle helâk eder. Örneğin, cehennem azabında vücudumuz yandıktan sonra artık ölü bir deri olur üzerimizde. Ölü deri ise acıyı hissetmez. Bakın ayeti kerimeye meâlen :

Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız;
onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar!
Allah dâima üstün ve hakimdir. (SÛRE-İ NİSÂ 56.âyet)

Evet değerli mü'minler. Uyku içinde olmalyalım. Gözümüzü açalım. Bu dünyanın sonu vardır. Herşeyin başlangıcı ve sonu vardır. Sonumuzu düşünelim. Azapta yanmak ya da yanmamak bizim bu dünya da ektiğimiz tohumlar (salih amellerdir). Burada tohum ekmezsek ahirette biçemeyiz, helâk olanlardan oluruz ki Allah korusun bizleri. Ahirette "...Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak..." (SÛRE-İ EN'ÂM,27.âyet) diyenlerden olmayalım Allah korusun.

18/11/2007

Kuran-ı Kerim

Kur'an-ı Kerim, dini kitapların sonuncusu(dördüncüsü) olup 610 yılında Allah(C.C.) Peygamber Hz.Muhammed (S.A.V.) Efendimize göndermeye başlamıştır. O zamanlar Peygamber Efendimiz 40 yaşlarında idi. Bu yüce kitap, kimi zaman vahiy meleği olan Cebrail(A.S.) ile, kimi zaman da Allah-ü Teâlâ'nın direkt olarak(rüya,gönlüne verme gibi.) bildirmiştir. Hepsi birden (sûreler) bütün olarak değil! Ayet-Ayet nazil olmuştur. Yani bu şekilde yeryüzüne ine-ine uzun zaman boyunca (23 sene) sürmüştür. İlk vahiy Mekke'deki Hîra mağarasında geldi!
İçerisinde iman, ibadet, hüküm, sevap, günah, Ademoğullarına(insanlara) öğüt ve nasihat, mü'mîn, müşrik-kâfir, cennet-cehennem gibi birçok konuda emir ve açıklama vardır. İnsanlığın başlangıcı, Şeytan'ın Cennet'ten kovuluşu ve Allah'a karşı verdiği söz, insanların neyden, nasıl ve niye yaratıldığı, Kur'an-ı Kerim inmeden önceki kavim(millet)lerin neler yaptığını, Ahiret (ölümden sonraki hayat)'da ne gibi şeyler ile karşılaşılacağı vs. gibi konular da anlatılmaktadır. Elbetteki bunlarla sınırlı değil. Bu kitap o kadar yüceki, hemen-hemen her konuda hüküm veriyor ve insan okudukça okuyası geliyor. Kitaba saygı göstermek, onu gereği gibi okumak ve anlamak gerekir. Eğer anlanırsa neler anlatıldığının ilmi bilinmiş olur. En önemli sırlardan biri de ilim(bilmek)'dir. "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"

 

Rabbimiz A’raf Sûresinin 204. ayetinde mealen “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” buyurmaktadır.

Bazı Hadis-i Şerifler:
“Kim Kur’an-ı Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Ben, elif lam mim bir harftir demiyorum. Elif bir harftir. Lam bir harftir, mim de bir harftir.” (Tirmizî, Fezailü’l-Kur’an, 16)

“Kur’an’ı gereği gibi güzel okuyan kimse, vahiy getiren şerefli meleklerle beraberdir. Kur’an’ı kekeleyerek zorlukla okuyan kimseye de iki kat sevap vardır.” (Buharî, Tevhid, 52; Müslim, Müsafirîn, 243).

Kur'an okuyan kimse, bunamaz. [Tirmizi]

Kur'an okunan yere rahmet ve bereket yağar. [Buhari]

Kur'an okunan evin hayrı artar, sakinlerini sıkmaz, melekler toplanır, şeytanlar oradan uzaklaşır. Kur'an okunmayan ev, içindekilere dar gelir, sıkıntı verir, bereketsiz olur. Melekler uzaklaşır, şeytanlar oraya dolar. [Darimi]

Her gece on âyet okuyan, gafillerden sayılmaz. [Hakim]

Kur'an okuyun! Kıyamette size şefaat eder. [Müslim]

Kim bir âyet öğrenirse, kıyamette onun için nur olur. [Darimi]

Bir âyet öğrenmek, yüz rekat [nafile] namaz kılmaktan daha iyidir. [İ. Mace]

Kur'andan bir âyet dinleyen sayısız çok sevaba kavuşur. [İ.Ahmed]

Kur'anı öğrenip gece-gündüz okuyana imrenmek gerekir. [Müslim]

Kur'an okuyanla dinleyen, sevapta ortaktır. [Deylemi]

İnsanların en çok ibadet edeni, en çok Kur'an okuyandır. [Deylemi]

Kur'an-ı kerim okuyup, ezberleyen, helalini helal, haramını haram bilen, Cennete girer. Ayrıca [müslüman] akrabasından, hepsi de Cehennemlik olan on kişiye şefaat edip, onları Cehennemden kurtarır. [Tirmizi]

İmâm-ı Ahmed bin Hanbel hazretleri buyuruyor ki:
“Ma’nâsını anlayarak da, anlamayarak da Kur’ân-ı Kerîm okuyan Cenâb-ı Hakkın rızâsına kavuşur.”

15/11/2007

Bizim Şiirler

Ülkücü Derler Bize

Aslımız Oguz aslı,
Ülkücü derler bize.
Neslimiz Âsım nesli,
Ülkücü derler bize.

Cihandır eşiğimiz,
Ocaktır beşiğimiz,
Dokuzdur ışığımız,
Ülkücü derler bize.

İmanın kölesiyiz,
Küfürün belasıyız,
Türk-İslam kalesiyiz,
Ülkücü derler bize.

Vatana kanat gerdik,
Uğrunda neler gördük,
Dörtbin de şehit verdik,
Ülkücü derler bize.

Zindanlar şükrümüzdür,
Çilemiz zikrimizdir,
Partimiz fikrimizdir,
Ülkücü derler bize.

Zindanda Bozkurt terler,
Çakallar neden hürler?
Korksunlar diktatörler,
Ülkücü derler bize.

Allah'tır tek hakim be,
Kur'an'dır tek hüküm be,
Bey kimmiş, paşa kim be?
Ülkücü derler bize.

İpsede kaderimiz,
Yüzülsede derimiz,
Başbuğdur liderimiz,
Ülkücü derler bize.

Başbuğ'dan ferman ola,
Ârif'e derman ola,
Gün ola harman ola,
Ülkücü derler bize.
 

Ozan Arif

 

 

Ülkücü Yiğit

TARUMAR EDİLEN BİR DAVAYA AĞIDIMDIR

Sen ey Ülkücü genç delikanlı
Türk kimlikli ve din heyecanlı
Zulme tavırlı adalet yanlı

Mazluma müşfik zalime şedit
Neredesin ey Ülkücü yiğit

Heba mı oldu verdiğin emek
Tekbir yasakmış o da ne demek
Eşeksiz denen şamanist gerzek

İlan edilmiş aziz ve Seyyit
Neredesin ey Ülkücü yiğit

Kanımız aksa zafer İslam’ın
Diyordun dine yok mudur ramın
Irkına tapan cahil adamın

İzetti kıttır sen ise mecit
Neredesin ey Ülkücü yiğit

Çağrın İslam’da dirilişeydi
Eylül öncesi dava böyleydi
Tekbir dilinde tek kelimeydi

Tekbir ağızlı şanlı mücahit
Neredesin ey Ülkücü yiğit

İslam’ın küfre karşı pozuydun
Mazlumlar için güçlü pazuydun
Türk Milleti’nin en son kozuydun

Senden çekinir cümle müstebit
Neredesin ey Ülkücü yiğit

Yiğitlik mertlik sendedir sende
Çara çakala olma ha bende
Şunu bil düşman daim ensende

Açık arıyor bak binlerce it
Neredesin ey Ülkücü yiğit

Cenazelerde seda tekbirdi
Tekbirle gençler toprağa girdi
Irkçı değildin kimler şişirdi

Rehberin Fatih Muhammed Nuh Şit
Neredesin ey Ülkücü yiğit

Nereden çıktı şu senetle çek
Mafya neyine ey yüreği pek
Seni bu yola sürüyen köpek

Mahvetti bizi çıkardığı fit
Neredesin ey Ülkücü yiğit

Cengiz Han denen putperest neyin
Kafatasında var ise beyin
Senin Yakının Hasan Hüseyin

Sana dost değil düşmandır Yezit
Neredesin ey Ülkücü yiğit

Yalnız Allah’tan beklerdin paye
Aleme nizam vermekti gaye
İslam dinidir sana tek saye

Gerisiyse hep olmuştur meyyit
Neredesin ey Ülkücü yiğit

Ruhun benzerdi Hattab Ömer’e
Bastığın adım dinden emare
Son atım barut sensin tek çare

Hani ya gazi idin ya şehit
Neredesin ey Ülkücü yiğit

Başına geçmiş bir matruş zevat
Geçmişi satan bir sürü *****
Senden istenen küfre itaat

Yevmil Mahşer’de şahitim şahit
Neredesin ey Ülkücü yiğit

Rehber istersen yalnız Kur’an’dır
Kur’an’ı Kerim şereftir şandır
Gerçek Ülkücü Hakka nişandır

Çevir rotanı Hak’ka doğru git
Neredesin ey Ülkücü yiğit
 

Fikret Oğuztürk

 

 

15/11/2007

Bizim Sözler!!!

Hepiniz birer Türk Bayrağı’sınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.

 

Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz…

 

Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.

 

Millî kalkınmamızı gerçekleştirmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için Türk Milletini yeniden kurmak zorundayız.

 

Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve bölge farkı gözetmeksizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bağlar

dokuyacağız.

 

Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız.

 

Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.

 

Alınan görevleri yapmak ve yapıldığını takip etmek lâzımdır. Millet hayatında başarı devamlılığa bağlıdır.

 

Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.

 

Komünist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi bir mülk sahibi olamamasıdır.

Hürriyetin tek garantisi mülkiyettir.

 

Bizim savunduğumuz Dokuz Işık’çı sistemin hedefi Türk Milletinin her ferdini mülk sahibi yapmaktır.

 

İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

 

Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

 

Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.

 

İslâmiyeti ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.

 

Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

 

İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya ASLA müsaade, müsamaha etmezler.

 

Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.

 

Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek… Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

 

Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir.

 

Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti’nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak…

 

Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez

 

TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur. Fikir, iman, ülkü aşkı … İnsanları güçlü yapan bunlardır.

 

Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

 

Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.

 

Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

 

Türk aydınları için Batı’nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."

 

Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.

 

Gençliğimizi büyük bir savaş beklemektedir. Bozgunculuğa, tembelliğe, ahlaksızlığa, cehalete, yalancılığa karşı büyük bir savaş.

 

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

14/11/2007